Ankara’da patlak veren dişi sığır krizi, Türkiye hayvancılık sektöründe şok etkisi yarattı. Yaklaşık 12 bin baş besilik dişi hayvanın kesiminin ani bir kararla durdurulması, üreticileri büyük bir mağduriyetle karşı karşıya bırakırken, kanuni zeminindeki boşluklar ve idari yorum farkları, yıllardır süregelen bir tartışmayı alevlendirdi. Sektör, belirsizliğin pençesinde çözüm arıyor.
Tartışmanın odağında, mevzuatta açık bir dişi hayvan kesim yasağı bulunmamasına rağmen Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yıllardır uyguladığı idari koruma mekanizmaları yer alıyor. Bakanlık, damızlık değeri taşıyan hayvanların üretim amaçları dışında kullanılmamasını öngören hükümleri “damızlık vasfı devam eden hayvanın kesime sevki amacı dışındadır” şeklinde yorumlayarak kesime engel oluyor. Ancak Ankara’daki olayda hayvanların besi amacıyla yetiştirilmesi, durumu karmaşıklaştırıyor.
Uzmanlar, Ankara’daki 12 bin başlık olayın “damızlık olarak yetiştirilmeyen ancak genetik olarak damızlık potansiyeli taşıyan besilik dişi hayvanlar” şeklinde yeni bir kategoriyi ortaya çıkardığını belirtiyor. Mevcut TÜRKVET kayıt sisteminin hayvanları cinsiyet üzerinden takip etmesi ve damızlık-besilik ayrımını üretim zincirinin başında yapmaması, krizin temel nedeni olarak gösteriliyor. Besiciler, kesim ağırlığına ulaşmış hayvanların son anda damızlık olarak değerlendirilmesine karşı çıkıyor.
Sektör temsilcileri, buzağı üretimini artırma ve yerli damızlık materyali koruma hedeflerinin doğru olduğunu kabul etse de, çözümün mezbaha kapısında değil, hayvanların doğduğu anından itibaren net bir kayıt ve üretim sistemiyle damızlık veya besilik olarak tanımlanmasında yattığını vurguluyor. Ankara krizi, Türkiye hayvancılığında kapsamlı bir düzenleme ve yapısal reform ihtiyacını bir kez daha gözler önüne serdi.






